Hareketin başına geçmemizin zamanı geldi, aksi takdirde imparatorluk anarşiye yenik düşecek. Philipp Scheidemann

II) DEVRİM SÜRECİ

1) TAŞRADAN MERKEZE DEVRİM DALGASI

Dolchstosslegende - Arkadan hançerleme

Her ne kadar Berlin’de cumhuriyetin ilan edildiği 9 Kasım günü sonraki yıllarda ‘Kasım Devrimi’ olarak da anılan ‘Almanya Devrimi’nin yıldönümü olarak anılsa da konuyla ilgili her çalışmada aslında 28 Ekim 1918’de Wilhelmshaven’da ve 3-4 Kasım günleri Kiel’de patlak veren açık deniz filosu askerlerinin (bahriyelilerin) ayaklanması, Almanya Devrimi sürecinin başlangıcı olarak kabul edilir.

 

On dokuzuncu yüzyılın sonunda imparator II. Wilhelm’in çok önem verdiği bir kampanyayla kısa sürede Avrupa’nın en modern ve en güçlü ikinci donanmasına dönüşen Alman donanmasına ait en önemli savaş gemileri, Kuzey Almanya’nın bu iki liman kentinde bulunuyordu. Bu gemilerin mürettebatı arasında beklenmedik bir anda patlak veren birbirleriyle bağlantılı bu ayaklanmalar, daha önce devrim sürecinin önemli aktörlerden biri olduğunu belirttiğim, partilerden bağımsız kendiliğinden muhalefetin aktörleri olan ‘halk inisiyatifi’nin öncülüğünde gerçekleşti.

 

İki ayaklanmada da siyasi bilinci yüksek olan ve giderek daha radikal sol düşüncelere eğilim gösteren aktörler önemli roller oynasa da hızla kızıl bayraklı sol bir görünüm ve renk kazanan bu ayaklanmaların, önceden planlanmış olmadığı, örgütlü bir önderlikten yoksun ve kendiliğinden bir karaktere sahip olduğu genelde kabul edilir.

 

Ancak askerler ve işçiler başta olmak üzere halk arasında yayılan hoşnutsuzluğun, daha savaş yıllarında birçok kendiliğinden protestoya ve (mevcut partilerden birinin inisiyatifinde olmasa da) giderek kendi aralarında ilişkili, her gün daha koordine ve örgütlü bir muhalefete dönüştüğünü unutmamak gerekiyor. Nitekim savaş sırasında yaşanan açlık ve sefalete karşı şehirlerde özellikle kış aylarında kendiliğinden ve dağınık bir şekilde ortaya çıkan protesto eylemleri düzenlenmişti. Bunlardan en meşhuru, 1916-1917 kışının ağır koşullarında yaşanan açlık ve sefalete karşı patlak veren spontane ve parçalı ayaklanmalardı. Mesela 1917 baharında yurt çapında kişi başına düşen ekmek miktarında kesintiye gitme yönünde hükümet kararına karşı Berlin, Leipzig, Magdeburg, Halle ve Braunschweig şehirlerinde geniş katılımlı grevler ve protesto eylemleri düzenlenmişti.

 

Çok yaygın olan asker kaçaklığı bir türlü engellenemiyor ve 1917 yazında başlayan savaş karşıtı eylem girişimleri ancak şiddetle bastırılabiliyordu. Nitekim daha Ağustos 1917’de kuzeydeki Wilhelmshaven şehrinde 400 kadar denizci askerin düzenlediği barış yanlısı miting sonrasında kuzeydeki liman şehirlerinde düzenlenen benzer mitinglerin liderleri hemen tutuklanmıştı. Bunlardan ölüm cezası alan beş liderden üçünün ölüm cezası daha sonra affedildi, ama ikisi ibret olsun diye infaz edildi: 25 Ağustos 1917’de kurşuna dizilen Max Reichpietsch (1894-1917) ve Albin Köbis (1892-1917), askerler arasında sevilen iki önemli muhalif liderdi ve idamlarının ardından savaş karşıtları ve özellikle askerler arasında kahramanlaştırılarak, sembolik figürlere dönüştüler.

 

Ayrıca giderek artan bir kitlesel güce sahip SPD’nin, özellikle onun içinde büyüyen sol eğilimin ve bunun sonucunda ortaya çıkan Bağımsız-SPD’nin bilinçli bazı askerler ve özellikle işçiler üzerindeki etkisi de unutulmamalıdır. Uzun savaş yıllarının yarattığı tahribat ve bunun sonucu olarak hızla değişen Almanya’daki siyasi iklimle birlikte düşünüldüğünde ve nihayet 1917 Bolşevik Devrimi’nin yarattığı psikolojik etki dikkate alındığında, özellikle alt rütbeliler arasında yaygın bu muhalefetin patlak vermesi için sadece bir kıvılcıma ihtiyaç olduğunu, bugünden bakınca görmek mümkün.

 

Bu ‘kıvılcım’, savaşın yenilgiyle sonuçlandığının artık genel kabul gördüğü sıralarda donanmaya gelen ve adeta intihar eylemi anlamına gelen ‘Britanya filosuna saldırı talimatı’ olacaktı!