Hareketin başına geçmemizin zamanı geldi, aksi takdirde imparatorluk anarşiye yenik düşecek. Philipp Scheidemann

I) DEVRİME DOĞRU

2) SINIF VE ULUSÇULUK ARASINDA SOSYAL DEMOKRASİ

Almanya siyesetinde safları netleştiren bir süreç yaşanmasına yol açan Birinci Dünya Savaşı sırasında SPD ve sendikalar başta olmak üzere özellikle sol siyaset için belirleyici olan, ikilemler ve tercihler:

Savaş taraftarlığına dayalı 'ulusçuluk' KARŞISINDA  anti-militarizme dayalı  'sınıf mücadelesi'   

Opportünist 'soysal emperyalizm' KARŞISINDA  enternasyonalist 'anti-emperyalizm'

Müesses nizamın önderliğinde 'savaş ittifakı' KARŞISINDA  solun önderliğinde 'devrimci ittifak'

 

 

   

Aslında Birinci Dünya Savaşı sonunda yaşanan Almanya Devrimi sürecinin aktörleri arasındaki ayrışma daha Birinci Dünya Savaşı’na katılma aşamasında başlamış ve savaş sırasında sergilenen farklı tutumlar nedeniyle perçinlenerek nihayet farklı gruplar ve partilerin ayrışmasıyla sonuçlanmıştır.

 

Sol partiler, gruplar ve bireyler için adeta turnusol kâğıdı işlevi gören savaş konusundaki tavır, Avrupa’nın en örgütlü ve büyük sendikalarına sahip Almanya’daki sendika liderleri için de aynı işlevi gördü: Büyük sendikaların üst düzey yöneticileri savaş süresince en şoven söylemle savaşı desteklerken, işçilerin vatan savunması için üstlerine düşen fedakârlıktan kaçınmayacaklarını ilan ettiler. Olağanüstü koşullarda ‘iç huzur’ veya ‘toplumsal barış’ için ülke içinde sosyal, siyasi ve ekonomik aktörler/taraflar arasında gerekli ateşkes veya barış konsensüsü anlamına gelen Burgfrieden veya Burgfriedenspolitik adı verilen anlayışa göre, savaş sırasında elzem olan ‘iç huzur’ veya ‘iç barış’ için sınıf çelişkileri/çatışması bir kenara bırakılarak, işçiler ve sendikaları vatan, millet ve devlet için çalışacaktı! Vatan söz konusu olunca gerisinin teferruat olduğu milliyetçi safsatasıyla, emperyalist bir savaş sonrasında elde edilmesi beklenen ‘kazanımlar’ için savaş sırasında sınıf çıkarlarını askıya almaları beklenen işçilerin, çocukları cephelerde vatan için canlarını feda ederken, kendilerinin de fabrikalarda emeklerini açlık ve sefalete aldırmadan feda etmeleri bekleniyordu.

 

Büyük sermaye gruplarının savaş sırasında servetlerine servet kattıkları gerçeğinden yola çıkarak, savaşa karşı ilk muhalefeti sergileyen Liebknecht ve Luxemburg, aynı zamanda sınıf çelişkisinin ikincilleştirilmesine ve büyük sermaye gruplarının savaş ganimetlerine karşı da mücadele ederek, gösterilerde ve yazılarında anti-militarist söylemlerine, anti-kapitalist anlayışla daha derin ve kapsamlı bir nitelik kazandırıyorlardı. Daha savaşın başında, 02 Ağustos 1914'te İşçi Sendikaları Genel Komisyonu, savaş süresi boyunca ücret zammı talebi ve grevden kaçınacağını ilan etti. Bu kararın etkisi kısa zamanda görüldü: Savaşın başlamasından bir yıl önce, 1913 yılı içerisinde 2 bin 173 grev sonucunda 4,1 milyondan fazla iş günü kaybı olurken, 1915 yılında sadece 60 grev ve 4 binden biraz fazla iş günü kaybı söz konusuydu!

 

Birinci Dünya Savaşı sırasında müesses nizamla ittifak anlaşması yapan Almanya’daki çok büyük ve güçlü sendikaların yöneticileri gibi, SPD liderliğinin de (tıpkı Avrupa’daki çoğu sosyal demokrat parti gibi) savaşa verdiği desteğin, açık şovenizm olduğu ve Marksist sınıf mücadelesine dayalı enternasyonalizm açısından gerçek bir skandal olduğu, başından beri SPD içindeki birçok önemli aktör tarafından dile getiriliyordu. Nitekim, doğuda saldırgan Çarlık Rusya’sının oluşturduğu tehdidi bahane ederek ‘savunma savaşı’ söylemine dayanan SPD içinde bu karara karşı olanların sayısı giderek artacaktı. SPD yöneticileri temelde şu nedenlerle destekliyorlardı savaşı: Halkı da sarmalamış olan konjonktüre uyum sağlama ve savaş koşullarında sosyalistlere karşı devletin saldırılarını engelleme ve böylece partilerinin ve sendikaların o zamana kadarki kazanımlarını koruma niyeti bunların başında geliyordu. Aynı zamanda, savaş sırasında takınılan bu uyumlu politikalar sayesinde, olası zafer sonrasında bazı reformların gerçekleştirilmesi ve yeni kazanımlar edilmesi umudu da bu tavırda rol oynuyordu. Ancak (o sırada benzer tavır sergileyen Britanya ve Fransa’daki sosyal demokrat partiler için de olduğu gibi) asıl argüman, bir savunma savaşının söz konusu olduğuydu. Marksist sınıf mücadelesi, milliyetçi vatan savunmasına feda edilecekti.