Almanya mı anayasa mı ikileminde kalırsak Almanya'nın anayasa yüzünden yok olmasına izin vermeyeceğiz. Friedrich Ebert

I) DEVRİME DOĞRU

1) DÜNYA SAVAŞININ SONU VE YENİ DÜNYANIN İNŞASI

Birinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle Avrupa'nın bir çok yerinde patlak veren devrimci hareketlerin ve onları önceleyen 1917 Sovyet Devriminin yarattığı Dünya Devrimi hayalinin doruğa çıkmasında ve kısa süre içinde yaşanan büyük hezimet nedeniyle bu hayalin suya düşmesinde Almanya'daki gelişmler belirleyici olmuştur...

Aslen Kasım 1918 ve Ocak 1919 arasındaki birkaç aylık hızlı süreçte kaderi belirlenen devrim sürecinin açık ve gizlil 'kahramanları' ve 'hainleri' ile açık ve gizli kazananları ve kaybedenleri her zaman tartışma konusu olmuştur.

 

 

Almanya Devrimi hikayemiz, iki ayrı cumhuriyetin aynı gün Berlin’de iki ayrı yerde, teatral bir şekilde ilanlarıyla başlıyor: 9 Kasım 1918’de Sosyal Demokrat Parti (SDP [Sozialdemokratische Partei Deutschlands, SPD]) liderlerinden Philipp Scheidemann’ın (1865-1939) Almanya Meclisi penceresinden halka yaptığı konuşmada cumhuriyeti ilan edivermesinden sadece birkaç saat sonra Spartakistlerin liderlerinden Karl Liebknecht (1871-1919), son günlerini yaşayan imparatorun sarayının (Berlin Şehir Sarayı - Berliner Stadtschloss) önünde toplanan halka yaptığı konuşmada ayrı bir cumhuriyet daha ilan ediyordu. Scheidemann, cumhuriyetini kapitalizm içre parlamenter demokrasiye dayandırırken; Liebknecht, işçi ve asker konseylerine (şuralarına veya sovyetlerine, Räte) dayanan sosyalist bir cumhuriyet ilan ediyordu! Aynı gün yapılmış iki cumhuriyet deklarasyonu da niyetlerin ilan edilmesinden ibaretti aslında…

 

İlan edilen bu niyetlenilmiş cumhuriyetlerden hangisinin hayata geçirileceği, sonraki birkaç ayda yaşanan (iç savaş boyutlarında) acımasız ve kanlı bir mücadele sonucunda belirlenecekti… Bu yazı dizisinde detaylı özeti ve yorumu/değerlendirmesi sunulacak olan, Kasım 1918 ile Ocak 1919 arasında yaşanmış bu hikâyenin açık kahramanları olarak görülen iki grup vardı ilk bakışta: Ocak 1919’da yargısız infazla katledilecek Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg (1871-1919) önderliğindeki Spartakistler ve o sırada çoğunluğa ve savaş sonrası en büyük desteğe sahip olan sosyal demokratlar. İlk bakışta mücadele bu iki grup arasında geçiyormuş gibi olsa da hikâyenin yan aktörlerini, gizli kahramanlarnı ve gizli kazananlarını, yani uzun vadede galibiyeti elde eden müesses nizamın (sermayedarlar ve askerî elit başta olmak üzere) eski muktedirlerini de unutmamak gerekir…

 

Bu dramatik ve karmaşık hikâye, ikisi de Marksist Alman Sosyal Demokrasi Partisi (SPD) geleneğinden gelen ancak savaş yıllarında hızla birbirlerinden ayrışan sol kanat (Bağımsız SPD ve Spartakistler) ile sağ kanat çoğunluk sosyal demokratlar arasındaki (ihanet ve cinayetlerle dolu) karmaşık kopuş sürecinin hikâyesidir... Sosyal demokratların liderliğinde kurulan ve hiç kimse yürekten sahip çıkmadığı için üvey evlat muamelesi gören Weimar Cumhuriyeti parlamenter rejimini ve bu süreçte Nazizm’in nasıl hızla yükseldiğini daha iyi anlamamıza ve belki yirminci yüzyılın sonunda sosyal demokrasinin vardığı noktayı anlamamıza yardımcı olacak bir hikâyedir bu…